HIZLI MENU

Hukuk Yargılamasında Islah

 

MEDENİ YARGILAMA HUKUKUNDA ISLAH 

1)Giriş

            Hukuk yargılamasında taraflar iddia ve savunmalarını ancak belirli bir usul kesitine kadar ileri sürebilirler. Bu usul kesitinden sonra 6100 sayılı HMK’ nun 141. maddesi gereğince iddianın ve savunmanın genişletilmesi yasağı başlamaktadır. Taraflar artık iddia ve savunmalarını değiştiremezler ya da bunlara yenilerini ekleyemezler.

            Bu şekilciliğin yanında taraflar davanın başında tüm iddia ve savunmalarını tam ve doğru olarak belirleyemeyebilir. Davanın tarafları veya onların vekili konumunda olan avukatlar dahi dava açarken veya savunma yaparken bazı hususları unutabilir, atlayabilir, gözünden kaçırabilir ya da bazı hususların zaten hakim tarafından dikkate alınacağı düşüncesiyle hareket edebilirler.

            Hukuk yargılamasının bu katı biçimselliği ile insanların yanılabilme olasılığının doğurduğu bu zıtlık taraflar arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın adaletli bir kararla çözülmesini engelleyebilir. Bu sonucu önlemek için getirilen kurumlardan biri de “Islah” kurumudur.

            2)Islah Kavramı

            Islah, “karşı tarafın iznine ve yargıcın onamına bağlı olmaksızın, bir tarafın usule ilişkin olarak yaptığı işlemleri, gerekli giderleri vermek koşuluyla, yasada belirtilen süre içerisinde yöntemine uygun olarak tamamen veya kısmen düzeltilmesini sağlayan hukuksal çaredir”.[1]

            Islah, yeni bir dava ya da bir kanun yolu olmayıp, kendine özgü hukuksal bir yol, yenilik doğuran bir haktır.

Islah, yargılama sürecinde ancak bir kez başvurabilen istisnai bir yoldur. Bu nedenle her hatanın düzeltilmesi için ıslaha başvurulması gerekmez. Islaha son çare olarak iddianın ve savunmanın genişletilmesi durumlarında başvurulmalı ve basit hata ve karışıklık yaratan ifadeler için öncelikle 6100 sayılı HMK’ nun 31. ve 183. maddelerinde düzenlenen hakimin davayı aydınlatma ödevi yada tashih gibi kurumlara başvurulmalıdır.

Parsel numarasının yanlış yazılmış olmasını Yargıtay maddi hata yoluyla düzeltilebileceğini kabul etmiştir.[2]

Yargıtay “İstihkak Davasında” davalı olarak alacaklı vekilinin gösterilmiş olmasını maddi hata kabul etmiştir.[3] Zira Yargıtay ıslahla taraf değişikliğini kabul etmediği için bu durumda maddi hata yoluna gidilmemiş olsaydı davanın reddi gerekecekti ki bu durum usul ekonomisi ilkesine açıkça aykırılık teşkil ederdi.

            Islah çeşitli yönlerden tasnif edilebilir; 1-Davanın taraflarında (sübjektif konuda) ıslah, 2-Davanın içeriğinde (objektif konuda) ıslah, 2-a)Davanın tamamında ıslah, 2-b)Kısmen ıslah gibi. Yargıtay davanın taraflarında ıslahla değişiklik yapılmasını kabul etmediği için ilk ayrımın çok bir önemi kalmamaktadır.

Davanın tamamında ıslah, davanın en başından -dava dilekçesinden- itibaren değiştirilmesidir. Bu nedenle yalnızca davacı taraf davanın tamamında ıslah yoluna gidebilir. Ancak davalıda bir karşı dava açmış ise kendi davasının davacısı olacağı için davasının tamamında ıslah yoluna gidebilir. Bu ıslah türünde davanın başından itibaren yapılan tüm usul işlemleri yapılmamış sayılır. Ayrıca davacı adına vekilinin tamamen ıslah yapabilmesi için özel yetkisinin bulunması gerekmektedir.

Buna karşılık dava dilekçesini değiştirme iradesi olmaksızın taraflardan her biri yargılama sürecinde yapmış olduğu belli bir veya birkaç usul işlemini değiştirmek, talep sonucunu artırmak, yenisini eklemek, yaptığı savunmayı değiştirmek vs. istiyorsa kısmen ıslah yoluna gidecektir. İfadeden anlaşılacağı üzere kısmen ıslah yoluna hem davacı hem davalı taraf, tarafların vekilleri de özel yetkiye ihtiyaç duymaksızın gidebilir. Kısmen ıslahta, ıslah eden tarafın kapsatacağı noktadan itibaren tüm usul işlemleri yapılmamış sayılır.

Islaha başvuran tarafa mahkeme, tamamen ıslahta yeni bir dava dilekçesi vermesi için, kısmen ıslahta ıslah ettiği usul işlemini yapması için bir haftalık süre verir. Bu süre içinde ıslah eden kendisinden beklenen işlemi yapmazsa, ıslah hakkını tüketmiş ama ıslah yapılmamış gibi davaya devam edilir.

3)Islahın Koşulları

İstisnai bir yol olan ıslah kurumunun belli şartlar dahilinde kullanılacağı açıktır. Bu şartlar ıslahın kötüye kullanılmaması ve davaların uzamasına neden olmaması için konulmuştur.

a-Islaha başvurabilmek için ilk olarak ıslaha elverişli bir işlem olmalıdır. Aşağıda ayrıntılı olarak görüleceği gibi ıslaha elverişli olan işlemler tek taraflı taraf usul işlemleridir. Ancak yasa ile yasaklanan ilk itirazlar, 2. tanık listesi verilmesi vs. gibi tek taraflı taraf usul işlemleri ıslahla dahi değiştirilemez.

b-Islahta bulunacak tarafın bu yöndeki iradesini açık bir şekilde yazılı veya sözlü olarak beyan etmesi gerekir. Taraflarca getirilme ilkesinin egemen olduğu hukuk yargısında hakimin taraflara ıslah yapma olanağını hatırlatması “İhsas-ı Rey” de bulunması kabul edilir ki bu durum yargıcın reddi nedeni oluşturacaktır.[4]

            6100 sayılı HMK’ nun 177. maddesine göre ıslah hakkı, karşı taraf duruşmada hazır ise sözlü olarak ıslah iradesinin açıklanmasıyla, karşı taraf duruşmada hazır değil ya da ıslah duruşma dışında yapılıyorsa talep ya da tutanak karşı tarafa tebliğ olunca kullanılmış sayılır. Islahtan sonra yapılması gereken bazı işlemlerin (örneğin harç tamamlama vs.) yapılmaması veya ıslahın amacına ulaşmaması durumu davanın reddi sonucunu doğmaz ancak ıslah yapılmamış ve ıslah hakkı kullanılmış sayılır.

            c-Islaha taraflardan her biri ancak bir kez başvurabilir. Islah yapılırken fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmuş olsa dahi ikinci kez yapılan ıslah nazara alınmaz. “Davacı dava dilekçesini 03.10.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile kötü niyet tazminatı yönünden artırarak ıslah etmiş, bu ıslah dilekçesinde kıdem tazminatını artırmamıştır. Daha sonra verdiği 27.11.2012 tarihli ikinci ıslah dilekçesi ile de kıdem tazminatını artırmış, Mahkemece ikinci kez yapılan ıslaha göre isteklerin kabulüne karar verilmiştir. HMK. 176/2 maddesi uyarınca bir davada ancak bir kez ıslah yapılması mümkün olup, ikinci kez yapılan ıslaha göre karar verilmesi hatalıdır.”[5]

            d-Islah hakkı ancak yasada belirtilen usul kesitinde kullanılabilir. İddianın ve savunmanın genişletilmesi yasağının başlamasıyla ıslah hakkı kullanılabilir hale gelir. Yazılı yargılama usulünde davacının cevaba cevap dilekçesini, davalının ikinci cevap dilekçesini vermesiyle bu yasaklar başlar ve artık karşı tarafın rızası olmadığı sürece iddia veya savunmasını değiştirip, genişletemez. Bu aşamada gidebileceği yol ıslahtır.

            6100 sayılı HMK’ nun 177. maddesine ıslah yoluna tahkikat aşaması sona erene kadar gidilebilir. Yani ıslah hakkı yargılama bitip, hüküm verilinceye kadar kullanılabilir. Yerleşmiş Yargıtay uygulama-sına göre bozmadan sonraki süreçte kazanıl-mış haklara zarar vermemesi amacıyla ıslaha gidilemez. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu’nun bu konudaki “Dava açıldıktan sonra mevzuunda, sebebinde ve delillerde ve sair hususlarda usule müteallik olmak üzere yapılmış olan yanlışlıkları bir defaya mahsus olmak üzere düzeltmek ve eksiklikleri de tamamlamak imkanını veren ve mahkeme kararına lüzum olmadan tarafların sözlü ve yazılı beyanlariyle yapılabilen ıslahın; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun seksendördüncü maddesinin açık hükmü dairesinde tahkikat ve yargılama bitinceye kadar yapılabilip Yargıtay’ca hüküm bozulduktan sonra bu yoldan faydalanmanın mümkün olamayacağına”[6] kararı bugün hala geçerliliğini korumaktadır.

            Ancak öğretide, bu konuda bozmadan sonra yalnızca, karşı taraf için usuli kazanılmış hak oluşturmayan hususlarda ıslaha gitme olanağını kabul etmişlerdir. İlk derece mahkemesinin hükmü, esas hakkında olmayıp görevsizlik gibi yöntemsel (usuli) nedenlerle verilmiş olup da, sonradan bozulmuşsa, esasa girişilen aşamalarda yargılama bitinceye değin ıslah yapılabilir[7].

            e-6100 sayılı HMK’ nun 178. maddesine göre ıslah yoluna başvuran taraf ıslah sebebiyle geçersiz hale gelen işlemler için yapılan yargılama giderleri ile karşı tarafın uğradığı veya uğrayabileceği zararlar için hakimin belirleyeceği teminatı bir hafta içinde mahkeme veznesine yatırmalıdır. Aksi halde ıslah yapılmamış ancak, ıslah hakkı kullanılmış sayılır. Islah eden dava sonunda davayı kazansa dahi bu giderlerden kendisi sorumlu olup, karşı tarafa yükletilemez. Ancak ıslah eden adli yardımdan yararlanı-yorsa yargılama giderlerinden geçici olarak bağışık olup, karşı tarafın zararlarını ise ödemek zorundadır. Bu giderlerin yatırılma-sına hakimin karar verebilmesi için karşı tarafın istemde bulunup bulunmayacağı konusunda kanunda bir hüküm yoktur. Ancak yerleşik Yargıtay uygulamasına göre karşı tarafın istemi olması gerekir.

            Yasa sadece ıslaha kadar yapılan ve ıslahla geçersiz olan yargılama giderlerinin ödenmesinden bahsetmiştir. Ancak özellikle dava konusunun artırılması, değiştirilmesi vs. gibi nedenlerle ortaya harç farkı çıkıyorsa bunun da ödenmesi gerekmektedir. Yargıtay bu şartın sağlanmaması durumunda da ıslahın yapılmamış sayılacağı görüşündedir.

            f-Son olarak davanın tamamen ıslahında veya ıslahla taraf değişikliği yaparken önceki dava ile ıslahtan sonraki durum arasında bir bağlantının olması gerekmektedir. Yani tamamen ıslah yoluna gidip dava konusunu önceki durumla hiçbir ilgisi olmadan yepyeni bir dava yaratıp ya da davanın hiç alakasız başka bir kişiye yöneltilmesi mümkün olmayacaktır. Yargıtay da tamamen ıslah sonunda mahkemenin görevinin değişmemesi gerektiği kanısındadır.

4)Islahın Konusu

            Islahın konusu tek taraflı taraf usul işlemleridir. Usul işlemi, koşulları ve sonuçları yargılama hukuku tarafından belirlenen ve yargılamayı yürütmeye ilişkin olarak tarafların ve mahkemenin yaptığı faaliyettir. Yani usul işlemlerinin bir araya gelmesi ile yargılama faaliyeti ortaya çıkmaktadır. Mahkeme tarafından yapılan usul işlemleri ıslahın konusunu oluşturmamaktadır. Islahın konusunu taraf usul işlemleri oluşturur.

            Taraf usul işlemi, taraflardan her birinin, kendi iradesiyle, yargılamanın oluşumuna ilişkin olarak yaptığı ve davada yargılamayı yürütmeye veya engellemeye yönelik davranış biçimidir.[8]

            Taraf usul işlemleri de tek yanlı taraf usul işlemi ve iki yanlı taraf usul işlemi olarak ayrılmaktadır. İki yanlı taraf usul işlemleri, tarafların karşılıklı rızalarıyla yasanın çizdiği sınır içinde yargılamayı etkileyen bağıtladıkları usul sözleşmelerdir. Yani bunlar tek taraflı irade ile ortadan kaldırılamayacakları için ıslaha konu olamazlar.

            O zaman ıslahın konusu, davacı ya da davalı tarafın tek taraflı olarak yaptıkları ve yargılamayı yürütmeye veya engellemeye yönelik davranışlarından oluşan tek taraflı taraf usul işlemleridir.

            Genel anlamda, tarafları karara götüren esasa veya usule ilişkin istemler ve kural olarak davada gösterilen ve hasredilen deliller ıslahla değiştirilebilir, artırılıp, azaltılabilir. Ancak 6100 sayılı HMK’ nun 179. maddesine göre ikrar, tanık ifadeleri, bilirkişi rapor ve beyanları, keşif ve isticvap tutanakları, yerine getirilmiş olan veya henüz yerine getirilmemiş olmakla beraber, karşı tarafın yerine getireceğini ıslahtan önce bildirmiş olması koşuluyla yemin teklifi, reddi veya iadesi ıslahla geçersiz kılınamaz. Islahtan sonra yapılacak tahkikat sonucuna göre, bu işlemlerin göz önünde tutulması gerekmiyorsa, bunlar da yapılmamış sayılır. Şimdi ıslahın konusunu daha ayrıntılı ele alalım.

a)Dava Sebebinin Islahı

            Dava sebebi, davanın dayandığı nedenler, davanın açılmasını gerektiren sebeplerdir. Dilekçeler sürecinde tüm vakıaların ayrıntılarıyla yer alması imkansız ve gereksizdir. Bu nedenle dilekçelerde doğrudan olayla ilişkili hususlara yer verilmelidir. Bazen de dava açıldıktan sonra yeni vakıalar ortaya çıkabilir.

*Taraflar yargılama sürecine yeni vakıalar dahil etmek isteyebilirler. Dilekçelerde belirtilmiş olan hususları açıklayan, doğrulayan vakıaları taraflardan her biri iddianın ve savunmanın genişletilmesi yasağıyla karşılaşmadan ileri sürebilir. Ancak ileri sürülen vakıalar davanın niteliğini değiştiriyor ya da genişletiyorsa karşı tarafın buna rızası yoksa artık tek yol ıslaha başvurulacaktır.

            *Maruf ve meşhur olan yani herkesçe bilinen vakıalar daha önce ileri sürülmemiş olsa bile ıslaha gerek olmaksızın davaya dahil edilebilir.[9]

            *Yargıcın resen araştırması gereken hususları taraflar dilekçelerinde belirtmemiş olsalar bile ıslaha başvurmadan daha sonra ileri sürebilirler. Ör. görevsizlik itirazı vs.

            *Islaha, taraflar hata yaptığı zaman başvurmalıdır. Yargılama sürecinde tarafların etkisi dışında meydana gelen yeni vakıaların ıslaha başvurmadan yargılamaya sokulması gerekir. Zira taraflar bu vakıaları öngöremez ve hiçbir kusurları olmadığı halde ıslah hakkını kullanmak zorunda bırakılıp, yargılama giderlerini ödemek zorunda kalacaktır. Ancak Yargıtay’ın aksi yönde kararları vardır.

            Yargıtay, dava açıldıktan sonra teslimi istenen malın telef ve ziyaı uğraması durumunda; “Nitekim bir dava açıldıktan sonra teslimi istenen malın telef ve ziyaı gibi bir sebeple teslimin imkansızlığından dolayı iddiayı, ifa yerine tazminata çevirmek ve davayı, sebebi olan vakıalar sonradan öğrenilerek düzeltmek ve deliller safhasında da yeni deliller ikame etmek lüzum ve zarureti hasıl olabilir ve iyi niyet sahibi olan taraflar bu yanlışlıklan ve unutulmuş şeyleri ıslah yoluyla düzeltir veya tamamlaya-bilirler.”[10] şeklinde karar vermiştir.

            Yargıtay, ayıplı malın aynıyla değiştirilmesi davasında dava sürecinde aracın kaza sonucu pert olması sonucu davacının davasını ayıp oranında bedel indirimi davası olarak ıslah etmesini kabul etmiştir.[11]

            Yargıtay, tapu iptal ve tescil davasında, dava görülürken taşınmazın kamulaştırılması durumunda davacının davanın tazminat davası olarak devamına ilişkin talebini ıslah beyanı olarak dikkate alıp, ikinci kez ıslaha gidilemeyeceği gerekçesiyle davayı reddeden yerel mahkeme kararını onamıştır.[12]

            Yargıtay’ın 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu 277 ve devamı maddelerine göre açılan tasarrufun iptali davalarında “Üçüncü kişinin mal veya hakkı dava sırasında elinden çıkarması veya elinden çıkardığının dava sırasında öğrenilmesi halinde, davanın ıslahına gerek olmadan davacı alacaklı davaya bedel davası olarak devam edilmesini isteyebilir veya devralan 4. kişiyi davaya dahil ederek davaya devam edilebilir.”[13] şeklindeki kararları yerleşmiştir.

            Yargıtay HGK “Dava, arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesinin hata, hile hukuksal sebebine dayalı olarak feshi ile tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Mahkemece davacının dava sebebini yüklenicinin temerrüdüne dayalı fesih olarak değiştirip ıslah etmesi üzerine davanın kabulü ve sözleşmenin yüklenici temerrüdü nedeniyle feshine, davalıya devredilen tapu paylarının iptali ile davacı adına tesciline”[14] şeklindeki yerel mahkeme kararını onamıştır.

            “(…) davacı dava dilekçesindeki kiralananın tahliyesi için göstermiş olduğu dava sebeplerine, başka bir dava sebebi eklemiş, önceki dava sebeplerinden vazgeçmemiştir. Islah yoluyla mevcut bir davaya yeni bir davanın eklenmesi mümkün olmadığı gibi, önceki dava sebebi değiştirilmeksizin mevcut dava sebebine ayrı bir dava sebebi olabilecek bir dava sebebi de ilave edilemez. Mahkemece ıslah talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, ıslah dilekçesi ile belirtilen tahliye talebiyle ilgili olarak 6570 sayılı Yasanın 7/ son maddesi uyarınca, tahliye kararı verilmesi doğru değildir.”[15]

b)Dava Konusu ve Talep Sonucunun Islahı

            Dava konusu, dava ile elde edilmek istenen neticedir. Talep sonucu da dava konusunu belirleyen ögedir. Birbirleriyle bağlantılı olduğu için birinin ıslahı diğerini de etkilemektedir.

            Dava konusunda üç türlü değişiklik yapılabilir; önceki dava konusunun yerine yeni bir dava konusu ikame edilir yani dava konusu değiştirilir, dava konusu artırılabilir, dava konusu azaltılabilir.

            Dava konusunun değiştirilmesi hususunda Yargıtay “(…) davanın ıslah edilebilmesi için açılan ilk dava ile ıslah suretiyle açılmak istenen davanın dayandıkları hukuki ilişki ve maddi olaylarda bağlantının bulunması zorunludur.”[16] şeklinde bir bağlantı aramaktadır. Ancak bu kararlar öğretide ıslah kurumunu işlemez hale getireceği yönünde eleştiriler almıştır.

            Dava konusunun değiştirilmesine ilişkin Yargıtay kararları;

***İtirazın İptali Davası, sonradan ıslahla Alacak Davasına yada Alacak Davası, sonradan ıslahla İtirazın İptali Davasına dönüştürülebilir. “Davacı vekilinin itirazın iptali olarak açtığı davasını, alacak davasına çevirmesi, davanın tamamen ıslahı niteliğindedir.”[17]

***Muvazaaya dayalı Tapu İptal ve Tescil Davasına ıslahla Tenkis yada Tazminat Davası olarak devam edilebilir. “Somut olayda, dava tamamen ıslah edilip, tenkis davasına dönüştürüldüğüne göre tenkis davası iptal davasının açıldığı 12.8.1993 tarihinde açılmış sayılır.”[18]

***Kira alacağına ilişkin tazminat davası, kira sözleşmesi yoksa ıslahla ecrimisil davası, ecrimisil alacağı olarak açılan davada daha sonra kira ilişkisi tespit edilirse kira alacağının tahsili davası olarak devam edilebilir. “davanın ıslah edilmiş şekline göre, yani kira sözleşmesine göre çözülmesi gerektiği ve buna istinaden de davalı malikin davalı kiracıdan ödenmeyen kira paralarını isteyebileceği gözetilmeden yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.”[19]

***Nafaka Davası daha sonra ıslahla Tazminat Davasına dönüştürülebilir. “Davacı, davalı ile kırbeş yıl gayriresmi olarak evlilik hayatı yaşadığını, çocukları olduğunu, davalının geçim ve iaşesi ile ilgilenmediğini bu nedenle nafakaya hükmedilmesini istemiş ise de daha sonra davasını ıslah ederek, gayriresmi olarak yıllarca davalıya hizmet etmesi ve fakat nafakasız olarak davalıca terkedilmesi nedeniyle maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir.”[20]

***İşe İade Davasına ıslahla İşçi Alacakları Davası olarak devam edilebilir. “tespit niteliğinde olan feshin geçersizliği ve işe iade istemi, ıslah yolu ile kıdem tazminatı ve fazla mesai ücret alacağını tahsiline çevrilmiştir. Ortada davanın tamamen ve talep sonucunun ıslahı vardır. Islah diğer tarafın rızası olmaksızın davanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağının istisnası olarak, düzenlenmiştir. Karşı taraf ve mahkeme hakiminin kabulüne bağlı değildir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 83. ve devamı maddelerine uygun yapıldığı sürece, ıslah işleminin reddi doğru değildir.”[21]

            Dava konusunun artırılması hususu da iddianın ve savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında olup karşı tarafın rızası yoksa ıslahla mümkündür. Bu imkan Anayasa Mahkemesi’nin 20.07.1999 tarihli ve 1/33 sayılı kararıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 87. maddesindeki “müddei ıslah suretiyle müddeabihi tezyid edemez” hükmün iptali ile sağlanmıştır.

Önceki kanun döneminde ıslah ile müddeabihin artırılması için kısmi dava açmak, yani fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması gerekliydi. Aksi halde dava konusu edilmeyen kısım zımnen feragat edilmiş kabul ediliyordu. HMK 109. maddesine göre talep konusu tartışmalı veya belirsiz ise ve talep konusu bölünebilir nitelikte ise kısmi dava açılabilir ve açıkça feragat edilmedikçe dava edilmeyen kısımdan feragat edilmiş sayılmaz. Alacak belirli hale geldiği anda ıslahla dava konusu artırılabilir. Ayrıca 6100 sayılı HMK 107. maddesi ile de “Belirsiz Alacak Davası” açmak mümkün kılınmıştır. Böylece ıslaha dahi gerek kalmadan alacak belirli hale geldiği zaman müddeabih artırılabilecektir.

***“Kısmi davada fazlaya dair haklar saklı tutulmuş olmakla ıslah dilekçesi verilerek daha önce talep edilmemiş olan izin ücretinin yargılamaya getirilmesi olanaklıdır. Davacının izin ücreti isteği ile ilgili olarak değerlendirme yapılarak bir karar verilmek üzere hükmün BOZULMASI gerekmiştir.”[22]

***“Davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda belirsiz alacak davası düzenlenmiş değildir. Davacı vekili, davasını kısmî dava olarak açmış olup, 6100 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdikten sonra, tam ıslah yapmak suretiyle davasını belirsiz alacak davasına da dönüştürmemiştir. Bu durumda 6100 sayılı Kanun'un 107. maddesine dayanılarak iddianın genişletilmesi mümkün değildir.”[23]

Manevi tazminat talebi yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına göre sonradan yargılamaya sokulamayacağı gibi miktarı da artırılamaz.

***“Manevi zararda, zarar gören daha önce belirttiği istemi ile zararını açıkladığı ve belirttiği, artık geriye bir alacağı kalmadığı için, gerek ayrı bir dava ve gerekse ıslah yoluyla başka bir istemde bulunamaz.” [24]

***“Islahta dava konusu olmayan bir istemin dava kapsamına alınması mümkün değildir. Bu nedenle “davacının ayrıca dava açma hakkı saklı kalmak üzere manevi tazminata ilişkin ıslah isteminin reddine” şeklinde karar verilmesi gerekirken “Manevi tazminat olarak 10.000,00-TL alacağın olay tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine” şeklinde hüküm kurularak söz konusu ıslaha değer verilmesi doğru bulunmamıştır.”[25]

Ancak bu kararlar usul ekonomisi ilkesine ve Anayasa Mahkemesi’nin 20.07.1999 tarihli ve 1/33 sayılı kararının amacına uymamaktadır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de bu konuda aksi yönde kararlar vermiştir. “(...)somut olaya bakıldığında davacılar tarafından usulüne uygun olarak açılmış maddi tazminat istemli davada ıslahla manevi tazminat istemelerinde hukuken bir engel yoktur. Mahkemenin başlangıçta talep edilmeyen bir hakkın yargılama aşamasında ıslah ile talep edilemeyeceği değerlendirmesi doğru değildir. Mahkemece manevi tazminata yönelik istemin esası incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde reddine karar verilmesi doğru görülmemiş kararın bozulması gerekmiştir.”[26]

            Dikkat edilmesi gereken bir husus da ıslahla artırılacak olan dava konusu için zamanaşımı ya da hak düşürücü süreninin dolmamış olması gerekir. “Dava belirsiz alacak davası olmayıp, haksız eylemden kaynaklanan tazminat davasıdır. Davalı şirketin ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı savunması doğrultusunda olay tarihi ile ıslah tarihi arasında 1 yıllık zamanaşımı süresi geçtiğinden davacı tarafın ıslah dilekçesi ile arttırılan kısma ilişkin taleplerinin zamanaşımına uğradığının kabulü ile sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir.”[27]

            “Taraflar arasındaki katkı payı ve katılma alacağı davasından dolayı yapılan yargılamasında Özel Dairenin; davacı-davalının katılma alacağına ilişkin ıslahın TMK m. 178 uyarınca bir yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu yönündeki bozma kararına, yerel mahkemece davanın on yıllık dava zamanaşımı süresine tabi olduğu şeklindeki gerekçe ile direnmesi, yukarıdaki açıklamalar nedeniyle yerinde olup onanmalıdır.”[28]

            Islahla artırılan kesim için zamanaşımı definde bulunulmasına ilişkin, “Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zaman aşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak 6100 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.”[29]

            4. Hukuk Dairesi bu konuda da farklı düşünmektedir.“(…) ıslaha karşı zamanaşımı definde bulunulamaz. Zira ıslah, yeni bir dava olmayıp sadece dava dilekçesinde yapılan bir değişikliktir. Açıklanan yasal düzenleme karşısında; Yerel Mahkemece, ıslahla artırılan bölümün zamanaşımı nedeniyle reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.”[30]

            Kısmi ya da tam davada faiz talep edilmemiş olsa bile ıslahla yargılamaya sokulabilir ya da ayrı bir dava konusu edilebilir. Ancak Islah dilekçesinde faiz miktarı gösterilmeli ve harç tamamlanmalıdır.    Buna karşılık, açılan (tam) davada faiz istenmiş ancak fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmamışsa; davanın yargılaması sırasında alacaklının faiz alacağının, dava dilekçesinde istediği faizden daha çok olduğu anlaşılırsa, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmamış olması nedeniyle (…) ıslahla faizin artırılması ya da ek dava ile faizin talep edilmesi mümkün değildir.[31]

            Ancak ıslahla artırılan kısım için ıslah dilekçesinde faiz talebinde bulunulmamış ise ıslahla artırılan kısma faiz yürütülüp yürütülmeyeceği konusunda Yargıtay farklı kararlar vermiştir.

***“Islah yoluyla davadaki miktarın arttırılması yeni bir dava niteliğindedir. Bu nedenle ıslah dilekçesinde arttırılan istem için ıslah dilekçesinin kapsamında kalınarak hüküm kurulmalıdır. Bu nedenle de eğer ıslah dilekçesinde faiz isteği bulunmuyor ise, ıslah ile arttırılan miktar için faize hükmedilemez.”[32]

***“Mahkemece dava dilekçesinde açıkça faiz istendiği, ıslah dilekçesiyle sadece müddeabihin artırıldığı, artırılan kısım için yeniden faiz istenmesine gerek olmadığı, kaldı ki, ıslah dilekçesine el yazısı ile de faiz isteminin eklendiği gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.”[33]

Islahla artırılan kesim için faiz başlangıcı;

Taraflar arasında kesin vadeli bir işlem söz konusu ise temerrüt tarihi ve faiz başlangıç tarihi bu vade tarihi olacağı için ıslahla artırılan kısım için de kesin vade tarihinden itibaren faiz talep edebilir.

Vade kesin vade değil ama dava açılmadan önce borçlu temerrüde düşürülmüşse, dava edilen kısımda olduğu gibi, ıslah edilen kısım için de temerrüt tarihinden itibaren faize hükmedilir.

Borçlu temerrüde düşürülmemişse, borçlu davanın açılmasıyla temerrüde düşmüş olur. Islah edilen kısım için de borçlu ıslah tarihinde temerrüde düşer ve ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilir. Islah, harca tabi davalarda artırılan kısım için gerekli harcın tamamen yatırıldığı tarihte; harca tabi olmayan davalarda ıslah dilekçesinin hakim tarafından havale edildiği tarihte yapılmış sayılır.

***“Haksız fiillerde zarar olay tarihinde gerçekleşmiş olacağından meydana gelen zararın tamamının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle tahsiline karar verilmesi gerekirken ıslah edilen kısma ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesi bozmayı gerektirir.”[34]

***“Dava konusu olayda ıslah edilen bölüm için davacının, davalıyı dava tarihinden evvel temerrüde düşüren ihtarı söz konusu değildir. Bu durumda mahkemece, ıslah edilen bölüm yönünden ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken dava tarihinden itibaren faize karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.”[35]

            Diğer işçi alacaklarından farklı olarak kıdem tazminatına faiz, iş akdinin feshedildiği tarihten itibaren yürütülür. “kıdem tazminatı alacağı dışında kalan diğer alacakların ıslahla arttırılan miktarlarına ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekirken hükmolunan tüm miktarlara dava tarihinde faiz yürütülmesi de isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.”[36]

            Dava konusunun azaltılması iddianın ve savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamına girmez. Yargıtay “Dava konusu olayda olduğu gibi davacının talep sonucunu azaltması (daraltması) davayı değiştirme sayılmaz. Bu nedenle, davacının talep sonucunu azaltabilmesi için kural olarak davalının muvafakatine ihtiyaç olmadığı gibi ıslah yoluna başvurmasına da gerek yoktur. Davacı, talep sonucunu kısmi feragat yolu ile daraltabilir.”[37] şeklinde karar vermiştir.

            c-Tarafta Islah

            Yargıtay yerleşmiş uygulamasına göre ıslahla davacının değiştirilmesini, ıslahla davalının değiştirilmesini, ıslahla davacı yanına başka kişilerin eklenmesi ya da azaltılmasını, davalı yanına ıslahla başka kişilerin eklenmesini kabul etmemektedir. Ancak zorunlu dava arkadaşları saklıdır.

            Ancak Yargıtay bazı hususlarda bu kuralı yumuşatmıştır. Yargıtay ıslahına olanak vermediği tarafta yanılma hallerinden bir kısmını “temsilde yanılma” olarak nitelendirip ayırmış ve bunların ıslaha bile gerek kalmadan düzeltilebileceğinden söz etmiştir. Örneğin bir banka şubesine karşı açılan davada davalı tarafın ıslaha gerek kalmadan banka genel müdürlüğü olarak değiştirilmesi gibi vs. “Davacılar Sağlık Bakanlığını hasım göstererek dava açacakları halde temsile yetkisi bulunmayan İl Sağlık Müdürlüğüne husumet yönelterek dava açmışlardır. Her ne kadar davacı taraf temsilcide yanılgıya düşmüş ise de temyiz edenin sıfatı hükmün niteliği ve dava ekonomisi dikkate alındığında bu yanılgı bozma sebebi sayılmamıştır.”[38]

            İkinci olarak da Yargıtay dava dilekçesinde taraf belirtilirken yapılan maddi hataların tavzihine olanak tanımıştır.

            6100 sayılı HMK m.124 ile karşı tarafın rızası veya ıslaha gerek olmadan tarafta iradi değişiklik imkanı getirilmiştir.

            d-Delillerde Islah

            HMK m.145’ e göre taraflar, kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bu kuralın istisnaları bulunmaktadır.

*Yeni delil gösterilmesi veya mevcut delilin yenisiyle değiştirilmesine karşı tarafın rızası varsa,

*Bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde delilin ileri sürülmemesinde ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa mahkemece o delilin sonradan gösterilmesine izin verilebilir.

            Bu durumlarda ıslaha başvurmaya gerek olmadan deliller değiştirilebilir ya da yeni delil ileri sürülebilir. Ancak bu durumlar yoksa belli sınırlar dahilinde ıslahla yargılamaya yeni deliller sokulabilir. Bu sınırlar;

1-HMK m.179’a göre hakim önünde yapılan ikrar, tanık ifadeleri, bilirkişi rapor ve beyanları, keşif ve isticvap tutanakları, yerine getirilmiş olan veya henüz yerine getirilmemiş olmakla beraber, karşı tarafın yerine getireceğini ıslahtan önce bildirmiş olması koşuluyla, yeminin teklifi, reddi veya iadesi ıslah ile geçersiz kılınamaz. Şu kadar ki, ıslahtan sonra yapılacak tahkikat sonucuna göre, bu işlemlerin göz önünde tutulması gerekmiyorsa, bunlar da yapılmamış sayılır.

2-HMK m.240’a göre taraflar ıslahla dahi ikinci bir tanık listesi veremezler.

3-Senetle ispatı talep eden davacı ya da davalı daha sonra tanıkla ispat delilini yargılamaya sokmak istiyorsa, ispat edilecek husus senetle ispatı zorunlu olmayan bir husus olmalıdır.

            “6100 sayılı HMK 175. Maddesi uyarınca taraflardan her biri yapmış olduğu kısmen veya tamamen ıslah edebilir. Taraflarca delil listesinin sunulması istemi de bir usul işlemi olup ıslah ile değiştirilmesi mümkündür. Bu durumda mahkemece değiştirilen delil dilekçesinin değerlendirilerek sonucuna göre karar vermek gerekirken eksik inceleme ile karar tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.”[39]

e-Zamanaşımı

Zamanaşımı, maddi hukuka ilişkin bir defidir. Bu nedenle davanın başında dilekçeler aşamasında ileri sürülmelidir. Bu aşamadan sonra yargılamaya sokulması iddianın veya savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamındadır. Bu nedenle öğretide hakim görüşe göre ıslahla ileri sürülebileceği kabul edilmiştir. Ancak Yargıtay bu konuda çelişkili kararlar vermiştir.

Somut olayda davalının bu istemi usule ilişkin olmayıp, buradaki amacı savunmanın niteliğinde herhangi bir değişiklik yapmaksızın sadece cevap dilekçesinde ileri sürülmesi unutulmuş bulunan zaman aşımı def’ini eklemek suretiyle savunmayı genişletip davanın bu nedenle reddini sağlamak ve böylece davacı yararına oluşmuş bulunan kazanılmış hakkı ortadan kaldırmaktır. Buna usulen olanak yoktur. (…) davalının sonradan ileri sürdüğü zamanaşımı def’inin reddi gerekir.”[40]

            “Zamanaşımı def’i, unutma veya benzeri nedenlerle, davanın başında ileri sürülmemiş olabilir. Daha sonra bu durumun farkına varılırsa, ıslah yoluyla ileri sürülebilmesi gerekir.”[41]

            “Davalı ne cevap dilekçesi vermiş ne de ön inceleme aşamasında sözlü olarak savunmada bulunmamış olup, ortada davalının ıslaha konu edebileceği bir usul işlemi bulunmamaktadır. Ayrıca davacı, davalının yapmış olduğu zamanaşımı savunmasına muvafakatinin bulunmadığını bildirmiştir. Mahkemece davalının cevap dilekçesini ıslah yoluyla ileri sürdüğü zamanaşımı savunmasının reddi gerekirken, kabulü hatalı olup, bozma nedenidir.[42]

            Son olarak ıslah hakkında şunları söylemek gerekir;

Zamanaşımı dışındaki diğer defiler de ıslahla yargılama sürecine dahil edilebilmelidir.

HMK m.117 gereği ıslahla ilk itirazlar sonradan yargılamaya sokulamaz.

Hukukumuzda hukuksal sebebin tayini görevi hakime aittir. Bu nedenle taraflar dilekçelerinde hiç göstermemiş ya da yanlış göstermiş olsalar bile yargılama sürecinde ıslaha ihtiyaç duymadan ileri sürebilirler.

            Islah bir usul hukuku imkanı olduğundan, ıslahla maddi hukuk işlemi yapılamaz. Yargıtay “(…)maddi hakkı sona erdiren maddi hukuk işlemleri, ıslahla düzeltilemez. Feragat, kabul, sulh gibi işlemler, velev ki dava içinde yapılsın, asıl hakkı ortadan kaldırdıklarından, usul işlemi olduğu kadar (davayı etkilediği için usul işlemidir) maddi hukuk işlemi mahiyeti taşımaktadır ve bu sebeple, bu işlemlerin de ıslah yoluyla düzeltilmesi imkansızdır. Çünkü ıslah, yargılama hukukunun şekle ve süreye bağlılığından kaynaklanan zımni hak kayıplarının telafisi için öngörülmüş bir müessesedir.”[43]

ZAMANAŞIMI KONUSU

Acaba davanın tamamen ıslahı halinde davanın en başından itibaren tüm usul işlemleri yapılmamış sayılacağı için davanın açılmasıyla kesilen zamanaşımı da kesilmemiş sayılır mı?. Bu nedenle ıslah anında zamanaşımı kesilmiş mi sayılır? Yargıtay zamanaşımının dava tarihinde kesildiğini kabul etmektedir “Yerel mahkemece davanın tamamen ıslah edilmesi halinde ıslah olunan davanın ilk dava gününde açılmış sayılacağı ve zamanaşımı süresinin de bu tarihte (ilk dava gününde) kesilmiş olacağı, bu durumda zamanaşımının hesabında ıslah tarihinin değil, ilk dava tarihinin esas alınması gerektiği yönüne işaret eden bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usule ve yasaya aykırı olup, direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.”[44] Bu tartışma kısmen ıslahta söz konusu olmaz. Çünkü kısmen ıslahta, dava konusu için zamanaşımı davanın açılmasıyla kesilmiştir. Ancak kısmen ıslahta da yargılama sürecinde dava edilmeyen kısım için zamanaşımı süresi işlemeye devam edeceği için, ıslah tarihinde ıslah edilen kısım zamanaşımına uğramışsa karşı taraf zamanaşımı definde bulunabilecektir.


[1]Yılmaz, Medeni Yargılama Hukukunda Islah, Yetkin Yayınları, 3.bası, s.52.

[2]Y.8.HD. 22.01.2015 T., 2014/18165 E., 2015/1333 K.

[3]Y.21.HD. 13.06.2006 T., 2006/4593 E., 2006/6416 K.

[4]Yılmaz, Medeni Yargılama Hukukunda Islah, Yetkin Yayınları, 3.bası, s.461.

[5] Y.7.HD. 13.02.2014 T., 2013/16407 E., 2014/3724 K.

[6] Y.İBGK. 04.02.1948 T., 1944/10 E., 1948/3 K., Y. 21. HD. 26.01.2015 T., 2014/2268 E., 2015/1224 K.

[7]Yılmaz, Medeni Yargılama Hukukunda Islah, Yetkin Yayınları, 3.bası, s.504; Postacıoğlu-Usul s.454-455.

[8] Baumgartel –Prozesshandlung einer Partei s.291

[9] Yılmaz, Medeni Yargılama Hukukunda Islah, Yetkin Yayınları, 3.bası, s.169.

[10] Y.İBGK. 04.02.1948 T., 1944/10 E., 1948/3 K.

[11]Y.13.HD., 24.09.2007T., 2007/5987E., 2007/10970K.

[12]Y.8.HD., 07.06.1976 T., 8536/4795 E.,K.

[13]Y.17.HD., 5.2.2009 T., 2009/3913-416 E., K.

[14]Y.HGK. 08.05.2013 T., 2012/15-1573 E., 2013/625 K.

[15]Y.6.HD., 14.03.2013 T., 2013/1617 E., 2013/4511 K.

[16]Y.2.HD., 2.3.1978 T., 1209/1624 E., K.

[17]Y.23.HD., 13.02.2012 T., 2011/2037 E., 2012/954 K.

[18]HGK 2007/2-99 E., 2007/141 K. 14.03.2007

[19]Y.3.HD., 05.12.2005 T., 2005/10944E., 2005/13157K.

[20]Y.4.HD., 24.4.2003 T., 2002/14784 E., 2003/5289 K.

[21]Y.9.HD., 5.3.2007 T., 2006/34954 E., 2007/5758 K.

[22]Y.9.HD., 17.07.2007 T., 2007/19071E., 2007/24482K.

[23]Y.22.HD. 12.2.2015 T., 2014/26198 E., 2015/4610 K.

[24] Y.HGK., 01.03.2006 T., 2006/2-14 E., 2006/26 K. (Aynı Yönde;  Y.21.H.D., 04.07.2006 T., 2006/8550 E., 2006/7387 K., Y.21.HD. 16.02.2015 T., 2014/26303 E., 2015/2554 K.)

[25]Y.21.HD,.20.1.2015 T.,  2014/12421 E,.2015/638 K.

[26]Y.4.HD., 14.03.2013 T., 2012/5120 E., 2013/4672 K.

[27] Y.14.HD. 29.12.2014 T.2014/9128 E., 2014/14932K.

[28]Y.HGK., 17.4.2013 T., 2013/8-375 E., 2013/520 K.

[29]Y.22.HD., 29.12.2014 T., 2013/18182 E., 2014/37185 K.

[30]Y.4.HD., 26.01.2015 T., 2014/3804 E., 2015/896 K.

[31]Yılmaz, Medeni Yargılama Hukukunda Islah, Yetkin Yayınları, 3.bası, s.278.

[32]Y.4.HD., 11.04.2006 T., 2005/2978 E., 2006/4164 K.

[33]Y.11.HD. 29.11.2004 T. 2004/2403 E., 2004/11622 K.

[34] Y.17.HD.,11.07.2005 T., 2005/8539 E., 2005/7850 K. (Aynı Yönde, [34]Y.4.HD., 20.04.2004 T., 2003/12329 E., 2004/5198 K.)

[35]Y.13.HD. 23.03.2015 T., 2015/5859-8998 E., K.

[36] Y.9.HD. 24.11.2005 T., 2005/9130 E., 2005/37130 K.

[37] Y.3.HD. 21.02.2005 T., 2005/1257 E., 2005/1591 K.

[38]Y.HGK., 06.04.2005 T., 2005/7-194 E., 2005/236 K.

[39] Y.11.HD. 02.12.2013 2013/6432 E., 2013/21830 K.

[40] Y.19.HD., 24.11.2008 T., 2007/6175 E., 2008/11388 K. (Aynı Yönde HGK 6.7.2005 T., 11-448/437 E.,K.)

[41] Y.HGK. 06.04.2011 T., 2010/9-629 E., 2011/70 K. (Aynı Yönde Y.7.HD. 10.09.2014 T., 2014/8877-16649 E., K.)

[42] Y.7.HD. 10.12.2014 T., 2014/13455 E., 2014/22441 K.

[43]HGK., 14.03.2007 T., 2007/2-99 E., 2007/141 K.

[44] Y.HGK. 14.03.2007 T., 2007/2-99 E., 2007/141 K.

BENZER DİĞER HABERLER